Cin Musallatı

cinİnsanlar yaratılmadan önce cinler yaratılmıştır. Bu Kuran-ı Kerim’den ayet ile de sabit bir konudur. Konumuz cinler nerede yaşar nasıl doğar ölür ne yer ne içer, cinlerin yaşam biçimleri şekilleri olmadığı için sadece konumuzla ilgili kısımlarını açıklayacağım. Cinler alemi bizim gözümüzle göremeyeceğimiz varlıklardır. İnsanların sayısından çok fazla sayıda vardır. On milyarlarca olan cinlerden kaç tanesini bugüne kadar gördünüz. Bu soruma hemen hemen herkesin cevabı bir tane bile görmediğidir. Hatta bir takım hoca olma meraklısı yada define avcıları görmek ve yardım almak için çok fazla mücadele ettikleri halde bir kez dahi görememişlerdir. Sizde cin tasallutuna uğradığınız zaman büyük ihtimalle yine göremeyeceksiniz. Çünkü gözünüzün yapısı buna engeldir. Çok basit bir şekilde açıklamak gerekirse, uzaktan kumandalardan yayılan kızıl ötesi ışınları göremiyorsunuz. Bu, o ışınların olmadığı anlamına gelmez. Bu sebeple halk arasında şeytan musallatı olarak ta bilinen, bu cin musallatları sizi etkilediği zaman göremezsiniz. Bu enerjisel diyebileceğim varlıklar maddi manevi pek çok zarar verebilirler. Bazı insanlara olumlu etkileri olduğu olsa da mutlaka bir olumsuz etkileri vardır. Örneğin buzdolabı iyidir, fakat elektrik yakar veya bozulabilir su sızdırabilir. Cinler alemi çok daha önce yaratıldığını belirtmiştim. Bunların yaratılış itibarıyla ateşten yaratılmış olsalar da ateş olarak kalmamışlardır. Adem oğlu da topraktan yaratıldığı halde toprak olarak dolaşmayıp et ile kemiğe bürünmüştür. Cin musallatı sebepleri nedenleri konusunda uzatmamak kaydı ile bazı bilgiler vereyim. İnsanlar cinlerin kendilerine musallat olması konusunda inanç bakımında zayıf kalıyorlar. Her hangi bir neden bulamıyorlar. Cin musallatı almak için herhangi özel bir sebebe gerek dahi yoktur. Cinler neden musallat olur? Çok basit ve yaygın gelme sebepleri arasında yapılan büyüyle gelen cinler vardır. Bunlar zamanla, çevredeki başka cinleri toplayabilir. Büyü bozulduğunda, büyüden gelen cinler gitse de, diğerleri kalacaktır. Özel bir nedene gerek demiştim onuda belirteyim. Anne yada baba da cin musallatı varsa, siz doğduğunuz anda size geçebilir. Hiç bir şey yapmadan, sadece bu doğmanız, yani bu dünyaya gözlerinizi açmanız bile onlar için yeterli olabilir. Vefat ile de yine bunun gibi gelebilir. Bir çok cinli hastalar bu varlıkları bir vefat neticesinde almıştır. Anne baba yada bir akrabanız vefat ederse, onların üstünde bulunan cinler, o kişinin vefatı ile onu bırakıp yakınlarına geçiş yapabilir. Herhangi bir trafik kazasında veya ameliyatta da yine cin musallatı olma ihtimali yüksektir. Denizden, akarsu kenarlarından, mezarlıklardan, harabe yerlerden hamamlardan ve benzeri pek çok yerde sadece bulunmanız yada geçmeniz bile sebep olabilir. Bazen besmelesiz yenen bir yemekten, yada avret yerleri kapanmadan yapılan banyodan yine bu çeşit sıkıntılar ortaya çıkabilir. Gusül abdesti alırken dikkat edilmemesi yine bunlara etkendir. Bunlar detaylı olarak cin musallatı sebepleri nedenleri ile ilgili başka bir konuda açıklamalarını yaparım.

Şeytan musallatı da denilen ve zarar veren bu durumdan kurtulamak için mutlaka işini iyi bilen biri şarttır. Cin çıkaran hocalar ararken iyice sizi kötü eden birine rastlayabilirsiniz. Cin yakma adı altında rastgele birşeyler yakmayla olmaz.

Cinlere çarpılanlarda belli başlı bazı belirtiler görülür.  Bunlardan çok kısa bahsedeyim. Belli başlı cin çarpması belirtileri. Kısmetin kapanması, rızkın bağlanması, işin gücün ters gitmesi ve her şeyde aşırı terslik. Elimi neye atsam kuruyor, nasıl kurtulabilirim bu durumdan diye düşünürsünüz. Uyku düzeniniz bozulur, yattığınız halde sabahlara kadar yatakta döner durur ve uyuyamazsınız. Erken bile uyusanız sabaha kadar çalışmışsınız gibi dinlenememiş yorgun veya zor uyanırsınız. Kötü rüyalar görsünüz. Sebepsiz iç sıkılmaları darlanlmalar olur. Aile için huzursluklar çok olur. Bazen ışıklar veya gölgeler görülür. Bazen yanında birşey geçiyormuş gibi yada yürürken, giderken takip edilme hissi olur. Baş ense omuz kollar sırt bölgelerinde ağrı uyuşukluk gibi şeyler olur. Kollarda, el veya ayak parmaklarda elektriklenme uyuşukluk gibi şeyler olur. Hisler kuvvetli olur.

Cinlerden kurtulmak için öncelikle bu durumu kabullenmek gerekir. Eğer kabullenmek istemezse işler zorlaşabilir. Öyle bazı sitelerde gördüğünüz gibi insanlara vurarak, ağlatarak cin çıkarma pek tavsiye edeceğim bir durum değildir. Dişi uyuşturmadan çekmeye benzer. Ne gereği var o kadar hastaya acı çektirmenin. Çok daha basit yolları vardır. Cinlerden kurtulmak için okunacak dualar  yada yapılacak müdahale doğru olmazsa daha çok sıkıntıya girersiniz. Doğru kişiyi bulana kadar onlarca hocaya giden kişiler vardır. Cin çıkaran medyumların en büyük hataları ise kendisinden öncekilerin yaptıkları muskaları atılmasını sağlamamalarıdır. Cinli hasta tedavisi çocuk oyuncağı değildir. Bu kadar basit bir şeyi bilmeyen birisi nasıl cin çıkarmakla meşgul oluyor, doğrusu anlamak zor. Cin yakmak bunların işi değildir. Eğer zerre kadar bu işi bilseler öncelikle eski yapılan muskaları attırırlar. Çünkü hastadan cin uzaklaştırma işini başarsanız bile, eski hocaların yaptığı cin muskası eksik yada yanlış olduğu için yine tekrar üstüne çekecektir. Böylece cinli hasta kısa bir süre iyi olup veya rahatlayıp birkaç hafta sonra yine üstüne cinleri çekecektir. Siz siz olun kesinlikle işini iyi bilen birinden yardım isteyin. O kadar insanlar korkuyor ki, üç harfliler gibi isimlerle anıyorlar.

Birde diğer çeşit ise peri musallatı dır. Genellikle dişi peri musallatı veya kafir peri musallatı olarak anlatılır. Cinlerin dişisinin peri olduğunu iddia edenler vardır. Bu insanlar cin görseler kaçacak delik arayacak kadar cahil cüheladır.  Periler ayrı varlıklardır. Daha bunun ayrımını bile bilmeden, okumayı bırakın bilen birisinden dahi duyamamış öğrenememiş birisi ancak kendi kişiliğini karakterini tedavi etmesi gerekir. Çünkü insanları kandırmak yalan söylemek ne İslama ne insanlığa yakışmayan bir hastalıktır. Bu aradaki farkı en azından burayı okuyan kardeşlerimiz bilsin.

Yine bir uyarı yapmak istiyorum. Cinlerden kurtulmak için okunacak dualar vardır. Bunları okuyarak kendi tedavinizi kendiniz yapmaya çalışmayın. Yapacağınız yanlışlar neticesinde üstünüzdeki bu varlıkların sayısı artabilir veya tedaviyi daha da güçleştirebilir. Cinlerden kurtaran dualar yine bilen birileri tarafından yapılmalıdır.

Cin bağlama duası gibi çeşitli uygulamalar vardır. Bunları cinleri emri altına almak için uğraşan, neticesinde hüsranlıkla sonuçlanan olay sayısı çok yüksektir. Sadece manevi değil maddi olarak ta büyük zararlar görürler. Çünkü üzerlerine aldıkları habis cinler, bütün hayatlarını mahvetmeye yetecektir. Cin daveti yapmak size bir yarar getirmez. Bu varlıkların çok aptal olduğunu iddia ediyorlar. Zaman değişti, bunlar günümüzde insanlardan bile daha zekice stratejiler geliştirip uygulayabilmektedir. Günümüz tabiri ile siz onları ele geçirmeye çalışırken onlar sizi ele geçirir. Hüddam daveti adı altında yapılan davetlerinde neticesinde bu tür olaylar olabilir. Hüddam musallatı aldım hayatım alt üst oldu diyerek kurtulmaya çalışır. Bu konular en az ateş ile barut konuları kadar tehlikelidir.

Cin ve şeytan çarpmasının bariz belirtisi, kişinin hareketlerinde gözle görülür bir bozulma ve rahat yürüyememesi gelir. Adımlarında ve konuşmalarında dengesizlik olur. Söyleyeceklerini birbirine bağlamada güçlük çeker. Sizlerinin arasında mantıklı bir anlam ilişkisi kuramaz.
Çarpılma, insanın yapmak istediği veya düşündüğü bir hususu sağlıklı bir şekilde idrak edememesidir. Bunların bazıları başka hastalıklarla benzer belirtiler gösterebileceği gibi bazıları da kendine özgü çok farklı belirtiler gösterir.
Cinlerin insanları çarparak sara nöbetine sokmaları çoğunlukla öfke ve cezalandırma gayesiyle olur. İnsanlardan bazıları cinlere eziyet edebilir veya cinler onların kasten eziyet ettiklerini düşünürler. Kişi farkında olmadan cinlerin üzerine küçük su dökebilir veya kaynar su boşaltabilir. Ya da farkında olmadan cini öldürebilir. Bu da bilmeden cinin bulunduğu yere ağır eşya koymak, taş koymak veya yüksekten düşmek gibi nedenlerle olur. Özellikle kırlarda deliklere tuvalet yapmamak, özellikle tuvalete, hamama ve benzeri yerlere girerken besmele çekmek, yılan, akrep, siyah kedi ve köpeğe zarar vermemek gerekir. Yılan, akrep, siyah kopek öldürülebilir ancak yaralı bırakılmamalıdır.
Büyüklerimiz bu tür olayların yaşandığını bildikleri için çöplük kenarından geçerken, açığa tuvalet yaparken, sıcak kul ve sıcak su dökerken “Destur” denmesini hep tembih ederlerdi.
YAŞANMIS BİR ÖRNEK
Şeyh Ebu Bekir Cabir’in anlattığı yaşanmış bir olayda: Şadiye isminde bir ablam vardı. Çocukluğumuzda bir gün evin alt tarafından çatıya, ucunda sepet takılı iple eşya taşıyorduk. Sepeti yukarıya çekerken ablam da çekmek istedi fakat ağırlığına dayanamayıp çatıdan düştü. Düştüğü yerde bir cin bulunuyormuş. Cinin canı yanmış. Cin ablamdan intikam almaya başladı. Her hafta 2-3 kez uykuda geliyor ve onun boğazını sikiyordu. Zavallı ablam bu acıya dayanamayıp havalara zıplıyordu. Cin ancak ölü gibi nefessiz kaldığında bırakıyordu. Bir keresinde ablamın ağzından bu işkenceyi ablamın canını yaktığı için yaptığını söylüyordu. Cin sadece uykuda geliyordu. Yıllar geçiyor ve cin ablamın yakasını bir turlu bırakmıyordu. Zavallı ablam bu acıları yasayarak 10 yıl sonra yine cinin boğazını daha fazla sıkmasıyla çırpınarak son nefesini verdi. Bu olayı bizzat gözlerimle görerek yaşadım.
CİNİN GELİŞİ NASIL ANLAŞILIR?
Cin eğer hastanın içinde ise su alametler zuhur eder:
1-Cin bağırmaya başlar, sızlanır, çığlık atar, acı çeker ve kişinin
ağzından konuşur.
2-Hasta sağa-sola sert bir şekilde bakmaya baslar ya da ellerini
gözlerine kapatır. Bakışları donar yahut şiddetli bir şekilde açıp-kapar.
3-Vücudu titremeye başlar, sağa sola döner.
4-Hasta bayılır ve cin hastanın dilinden konuşur. Bazen de cin adını
söyler.
CİNİN ÇIKIŞINDA GÖZETİLMESİ GEREKENLER NELERDİR?
Cin el veya ayak parmağından, ağızdan veya burundan çıkmalıdır. Göz, karın ve benzeri noktalardan çıkmasına izin verilmez. Bedenden çıkmadan önce “Esselamu Aleykum” demesi talep edilir. Hasta okunan ayetlerden etkilenir, sağa sola titrerse cinin hala bedende olduğu bilinmelidir.
CİN BEDENDEN ÇIKMAKTA DİRETİRSE NE YAPMALIDIR?
Ayetel Kursi, Yasin Suresi, Saffat Suresi, Duhan Suresi, Cin
Suresi, Humeze Suresi, A’la Suresi,Kafirun Suresi, gibi cinleri rahatsız
ettiği bilinen Kur’an Sureleri okunur.
PEYGAMBER EFENDIMIZ’E (S.A.V.) BUYU YAPILMIŞ MIDIR?
Lebid Bin Asim adında Beni Zurayk Yahudilerinden biri Resulullah’a büyü yaptı. O kadar ki Resulullah (S.A.V.) hiç yapmadığı bir şeyi yapmış gibi görünüyordu. Hanımlarına yaklaşmadığı halde yaklaştığını sanıyordu. Bir gün Resulullah (S.A.V.) dua etti ve “-Ey Aişe! Allah bana istediğimi verdi. Iki adam geldi. Biri başucuma diğeri ayakucuma oturdu.
Başucuma oturan ayakucuma oturana dedi ki:
-Bu zatın hastalığı ne? Diğeri
-Bu zata buyu yapılmış.
-Kim yapmış?
-Lebid Bin Asam
-Ne ile yapmış?
-Tarak,kıl ve hurma kabuğu ile.
-Onlar nerede?
-Zervan kuyusunda temel taşının altında, dedi.
Sonra Resullullah (S.A.V.) Efendimiz Hz.Ali.Zubeyr(ra),Talha(ra) ve Ammar’i(ra) kuyuya gönderir. Suyu boşaltırlar. Kuyunun suyu, suda Bekletilmiş kına gibidir. Dibindeki taşı kaldırır ve sacının kılı ve tarağının bir dişi ile bir ipliğe iğneyle atılmış onbir düğümle düğümlenmiş halde bulurlar. Resulullah’a getirirler. Allahu Teala Muavvezeteyn yani Felak ve Nas Surelerini indirir. Bu iki surede 11 ayet vardır. Ayet okundukça ve çözüldükçe Resulullah’in(S.A.V.) hastalığı tamamen iyileşir ve eski sıhhatine kavuşur.
Ashabı Kiram o yahudiyi öldürmek için izin istemişseler de Resulullah izin vermemiştir. Çünkü tasarruf altında olduğu için ve nefsinin afetleri olmadığı için kimseye kızmamıştır ve intikam almak da istemez.
Cebrail A.S. da “Seni Allah’ın izni ile okuyorum.Allah sana eziyet veren her şeyden, göz ve hasetten sana şifa versin” diyerek okudu.
BU OLAYIN HIKMETİ NEDİR?
Bu olay Yüce Allah’ın O’na olan lütuf ve korumasının açık delillerinden biridir. Resulullah (S.A.V.) rahatsızlığı hissettiği anda duaya başlamış ve çok dua etmiştir. Bu rahatsızlıklara şifa olacak Felak ve Nas Surelerinin (Muavvezeteyn Sureleri) inmesine vesile olmuştur. Şifa
Kur’andadır.
SİHİR VE BÜYÜ NASIL TESİRSİZ HALE GETİRİLİR?
Bir ipe çözülmesi kolay iki yüz düğüm atılır. Büyü yapılanın önüne bir çay bardağı su konulur. Büyü yapılan kişi veya tecvidle Kur’an-i Kerim okuyan birisi Felak suresini okur, birinci düğüme üfler ve çözer. 100 Felak suresi okunur ve düğümler çözülür.101. düğümde Nas suresi okunmaya başlar ve 100 Nas suresi okunduğunda 200 düğüm de çözülmüş olur. İp bardağın içinde ıslatılır ve bardaktaki su içilir. İp ise yakılır. Bu arada üzerlik tohumu yakılır ve buhur yapılır.

CİN VE BÜYÜ İÇİN DUA
CİN VE BÜYÜ İÇİN DUA

21 – Besmele
1 – Yasin
11 – Ayetel Kursi 3-7-11-21
11 – Fatiha
11 – İhlâs
11 – Kafirun
11 – Nas
7 – Huvallahüllezi (Haşir Suresi 22-23-24)
7 – Cin Suresi (1 den 6 ya kadar ayetler)
7 – Saffat (1 den 10 a kadar ayetler)
7 – Bakara (163-164)
7 – Rahman (31-35)
100 – Selamun kavlen min rabbirrahim
100 – Lâ havle ve la kuvvete illâ billahil aliyyil azim
Bu ayetler bir tas suya okunsun.Okunan sulardan ailecek içilsin
Okunan sulardan abdest alınsın (sık sık
Yanlız bu abdestinizi bir leğen içerisin de alın ve suyu da ayak değmeyecek bir yere dökün bu uyarı bilirsiniz diye yapmamıştım ama şimdi yapıyoruz
Evin içine hafifçe serpilsin
Cinden kurtulmak için on seyi yapmalidir:
1- E’ûzü Besmele ile Fâtiha sûresi okumalidir.
2- E’ûzü Besmele ile iki Kul-e’ûzüyü okumalidir.                                                                 
Kategoriler
3- E’ûzü Besmele ile Bekara sûresini okumalidir.
4- E’ûzü Besmele ile Âyetelkürsî okumalidir.
5- E’ûzü Besmele ile Bekara sûresinin son âyetini okumalidir.
6- E’ûzü Besmele ile Ha-Mîm Mü’mîn sûresinin basindan (masîr)e kadar ve Âyetelkürsî okumalidir.
7- “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ serîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli sey’in kadîr” okumalidir. (21)
8- Çok (Allah) demelidir.
9- hep abdestli bulunmali, farzlari ve sünnetleri hiç terk etmemelidir.
10- Günah islemekten, kadinlara bakmaktan, çok konusmaktan, çok yimekten ve kalabaliktan sakinmalidir
    21 – Besmele
    1 -   Yasin
    11 – Ayetel Kursi 3-7-11-21
    11 – Fatiha
    11 – İhlâs
    11 – Kafirun
    11 – Nas
    7 – Huvallahüllezi (Haşir Suresi 22-23-24)
    7 – Cin Suresi (1 den 6 ya kadar ayetler)
    7 – Saffat (1 den 10 a kadar ayetler)
    7 – Bakara (163-164)
    7 – Rahman (31-35)
    100 – Selamun kavlen min rabbirrahim
    100 – Lâ havle ve la kuvvete illâ billahil aliyyil azim
Bu ayetler bir tas suya okunsun.Okunan sulardan ailecek içilsin.
Okunan sulardan abdest alınsın (sık sık
Yanlız bu abdestinizi bir leğen içerisin de alın ve suyu da ayak değmeyecek bir yere dökün bu uyarı bilirsiniz diye yapmamıştım ama şimdi yapıyoruz
Evin içine hafifçe serpilsin
Cinden kurtulmak için on seyi yapmalidir:
1- E’ûzü Besmele ile Fâtiha sûresi okumalidir.
2- E’ûzü Besmele ile iki Kul-e’ûzüyü okumalidir.
3- E’ûzü Besmele ile Bekara sûresini okumalidir.
4- E’ûzü Besmele ile Âyetelkürsî okumalidir.
5- E’ûzü Besmele ile Bekara sûresinin son âyetini okumalidir.
6- E’ûzü Besmele ile Ha-Mîm Mü’mîn sûresinin basindan (masîr)e kadar ve Âyetelkürsî okumalidir.
7- “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ serîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli sey’in kadîr” okumalidir. (21)
8- Çok (Allah) demelidir.
9- Hep abdestli bulunmali, farzlari ve sünnetleri hiç terk etmemelidir.
10- Günah islemekten, kadinlara bakmaktan, çok konusmaktan, çok yimekten ve kalabaliktan sakinmalidir

CİN ÇIKARTMA SEANSLARI HAKKINDA
Sitemizde cinlerle ilgili detaylı bilgi vermişiz burada cinlerin insanlara musallat olduğu,onları rahatsız ettiği hatta insanda meydana gelen bazı hastalıkların cinler tarafından yapıldığı, konuyla ilgilenen araştırmacı ve din görevlilerince yıllardır idda edilmekte. Bu tip olayların çoğu psikolojik sorunları olan insanlarda görüldüğü için bilim adamları bu gibi olayları psikiyatrik bir vakka olarak değerlendiriyor. Ancak resmi bir şekilde söylenmesede bazı vakkalar bilim adamlarını bile hayrette bırakıyor. Hatta psikiyatri uzmanları böyle bir olay ile karşılaştıkları zaman eğer hasta olan kişi tedavilere yanıt vermiyorsa onları cin konularıyla ilgilenen insanlara yönlediriyorlar. Din kitapları ise cinin varlığını doğruluyor. Özelikle hristiyanlık dininde cin çıkarması yani exorcism olayı hristiyanlığın kalbi olan Vatikanda resmiyet kazanmış durumda.Öyleki her gün gizlice yüzlerce cin çıkarma olayı gerçekleşiyor.  İnanın bana bazen ismini bilmediğim doktorlar hastalarını  bana yönlendiriyorlar böyle doktorlarımız var onları aslında tebrik etmek lazım.
İslam dinine göre, cinler ateşten yaratılmış ve melekler gibi gözle görülmeyen ruhani varlıklardır. İnsanlar gibi yerler, içerler, evlenirler ve çoğalırlar. Erkeklik ve dişilikleri vardır. Fani, yani ölümlüdürler. Fakat insanlardan daha uzun süre yaşadıklarına inanılır. Geleceği ve gaybı bilmezler. Ancak Allah‘ın kendilerine bildirdiği kadar bilgiye sahiptirler. Fakat cinler, ruhani varlıklardan olduklarından, insanların görmediği ve bilmediği birçok olayları görür ve bilirler. Cinler de insanlar gibi belli işleri yapmakla sorumludurlar. İslam inancına göre İslam’ın son peygamberi Hz. Muhammed islamı cinlere de anlatmıştır. Bir kısmı kabul ederek müslüman olmuş, bir kısmı ise kabul etmemiştir. Cinlerin, kendileri istemedikleri takdirde, insanların duyu organlarıyla algılanamayacağına inanılır. Ayrıca çeşitli şekillere girebildiklerine, kuvvetli ve hızlı olduklarına inanılır
İslam‘da cinler de Allah‘a karşı sorumludur, İslam’a inanmak ve ibadet etmek zorundadırlar. Bu nedenle yaşamları sırasında yaptıklarının hesabını insanlar gibi vermek zorundadırlar. Böylece, İslam inancına göre, öldüklerinde, iyi işler yapan ve inanan cinler cennete, kötü işler yapan ve inanmayan cinler ise cehenneme gider.
Kuranı Kerim’de Cin Suresi dışında cinlerin bahsi geçen sureler: Zariyat. Hicr, İsra, Rahman, Kehf, Ahkaf, Enam, Neml, Sad, Saffat, Sebe, Fussılet, Secde, Araf, Nas. Bütün bu surelerde bildirilenler şunlardır:
-İnsan topraktan, cin dumansız ateşten yaratıldı.
-İçlerinde Allah’a iftira eden azgın bir grup vardır
HRİSTİYANLIKTA CİN VE ŞAYTAN ÇIKARTMA AYİNLERİ
Hristiyanlık’ta cin Arapça cin, Eski Yunanca daimon. Eski Yunancadaki kullanılan şekliyle daimon sözcüğü,putperestlerin taptıkları tanrılar için kullanılırdı. Buna göre “demon” (daimon) sözcüğü “tanrı” anlamına gelir.Kitabı Mukaddes cinleri “günah işlemiş melekler” olarak, Şeytan‘ın “melekleri” olarak adlandırır. Bununla, onların Şeytan’ın yönetimi altına girdiklerini anlatır. Hristiyanlık‘a göre Şeytan‘ın isyanından sonra bazı melekler, Nuh tufanı öncesinde, gökteki görevlerini bırakarak yeryüzüne geldiler. Onlar bunu, Şeytan’ı desteklemek amacıyla yapmadılarsa da sonunda onun tarafına geçmiş oldular. Bunlar erkek şeklinde maddeleşerek kadınlarla yaşamaya başladılar. Tufan esnasında, boğulmadılar, maddeleşmiş bedenlerini ruha çevirerek göğe döndüler ve alçaltılmış bir durumda bırakıldılar. Artık maddeleşemeseler de hâlâ insanlara cinsel yönden yaklaşmaya devam ederler. Ayrıca bunu sadece erkek olarak değil aynı zamanda kadın şeklinde de yapmaya çalışırlar.
Hristiyanlık dinine göre bir cin, hatta birçok cin bir kişinin içine girebilir. Bu cinler içine girdikleri kişinin içinden çıkarılabilirler; Hristiyanlık‘ta cin çıkarma olgusu mevcuttur.
Cinlerin faaliyetleri Hristiyanlığa göre üç ana grupta özetlenebilir; insanlara cinsel yaklaşımları (seks), sahte tapınmayı desteklemeleri (dinsel) ve insanlara eziyet etmeleri (sadizm-şiddet). Kutsal Metin insanları falcılık,büyücülük, ruh çağırma, sihirbazlık, ölülerden medet umarak onlara yaklaşmak gibi cinlerle ilgili faaliyetlere karışmak konusunda uyarır. Cinlerin üstün yetenekleriyle insanların beyinlerini etkileme güçleri olduğuna inanılır. Cinlerin rüyaları kendi mesajlarını vermek amacıyla kullanabileceğine inanılır.
Hristiyanlık inancında cinler kudretli varlıklardır, insanları aldatırlar ve bazı insanları medyum-aracı olarak kullanırlar. Buna göre bu medyumun söyledikleri doğru olabilir, eğer bu cinler medyuma doğruyu söylüyorlarsa. Zira, Kitabı Mukaddes cinlerin iblis (iblis = şeytan) gibi yalan söylediklerini belirtir. Ayrıca insanlara zarar verebilirler, bu nedenle Kutsal Metin onlarla ilgili şeylerden, ruhçuluğun her türünden uzak durulması gerektiğini söyler.
Cinlerin Uzaklastirilmasi ve Yakılması
 
Cinler tarafindan rahatsiz edilen insanlar çogu zaman bunun farkinda bile degillerdir ve bu nedenle tam anlamiyla çaresiz durumdadirlar. Bu durumu teshis etmek de çok zordur çünkü çogu zaman psikolojik kaynakli rahatsizliklar da kolaylikla cin musallati zannedilebilir ve/ya cin musallatina ugramis kisilerde psikolojik rahatsizliklar ortaya çikabilir.
Ortaya çikan rahatsizligin kaynaginin cin olduguna kesin olarak karar vermek için cinler alemini çok iyi bilen ve cinlerin ortaya koyduklari etkilerden haberdar bir uzmana ihtiyaç vardir. Bu uzman kesin karar verdikten sonra hastayi rahatsiz eden cin ile irtibata geçer. Elbette konunun uzmani bu cinle nasil temas kurulacagini da çok iyi bilir.
Tedavinin basinda cin öldürülmek ile tehdit edilir ve hastayi rahatsiz etmekten vazgeçerek gitmesi istenir. Bu durumda cin genellikle hastayı tedavi eden hocaya saldirir ve çogu zaman küfürlerle ve dalga geçerek hocaya güçlü oldugunu göstermeye çalisir.
Tedaviyi gerçeklestirebilecek olan hoca zarar veren cini belli bir alana hapsetmesi tedavinin basarisi için en önemli konudur. Aksi takdirde kendisine zarar gelebilecegini anlayan cin kaçacak ve hastayi daha da fazla rahatsiz etmeye baslayacaktir.
Cini uyaran hoca tüm uyarilarina ragmen olumlu sonuç alamazsa cini öldürmek (yakmak) zorunda kalir.
Cinlerin maddesel bir bedeni bulunmadigi için enerjetik bedenlerine zarar vermek de çok zordur ve bunu yapmak apayri bir uzmanlik gerektirir.
Hoca cinin enerji alanini dagitacak kadar kuvvetli bir enerji dalgasini (genellikle avuçlarinda) topladiktan sonra cinin üzerine gönderir ve cinin enerjisi – eger basarili bir saldiri ise – bir anda dagilir.
Cinin yanmasi olarak adlandirdigimiz bu islemin ardindan hasta – cinden kaynaklanan – tüm sikayetlerinden kurtulur.
Her Hoca her cini yakamayacagi gibi Hocanın enerjisi de sonsuz degildir. Cini yakacak enerjiyi transfer eden hoca genellikle saatlerce (bazen günlerce) kendisine gelemez.
Bu nedenle son noktaya kadar cin hastanin pesini birakmasi için ikna edilmeye çalisilir.
Bahsettigimiz bu yakma islemi disinda, Hoca, hastaya zarar veren cinin uzaklastirilmasi için cinler alemindeki dostlarindan da yardim isteyebilir. Ancak böyle bir durumda elbette bunun bedelini ödemesi gerekecektir.
Bir cinin uzaklastirilmasi ortalama 7 ile 21 gün sürer fakat cinin hastanin üzerinde birakmis oldugu hasarin tümüyle düzelmesi 2 ile 6 ay arasi sürebilmektedir.

CİNLER ARACILIĞI İLE TEDAVİ OLURMU
Halk arasında cinci dediğimiz kişilerin yöntemidir. Bu usulle çalışanların hemen tamamı, kendi iradelerinin dışında cinler tarafından çarpılmışlardır. Yani bedenlerinde cin olup, onlarda hastadır.
Benim tanıdığım bir çok cinci, bu cinlerle arkadaş olduktan sonra büyük bunalımlar geçirmişler, cinler onların iradelerini aldıktan sonra sözüm ona insan tedavi etmeye başlamışlar. Önemli bir kısmı da hala sıkıntı ve bunalım içindedir. Fakat başkalarına mümkün olduğu kadar fark ettirmemeye çalışırlar. İçlerinde her ay psikolojik tedavi seanslarına bile gidenleri biliyorum. Ne yazık ki, ruhsal rahatsızlığa yakalanan vatandaşlarımız, kendisi cinli olan bir kişiden şifa ve medet ummaktadırlar.
Cincinin ilmi olsa önce kendini tedavi eder. O sıkıntıları yaşamaz. Halkımız hala cin ve büyü tedavisinin cinci tarafından yapıldığına inanır. Bana gelen bazı kişiler, ”hocam cinleri neden çağırıp onlara sormuyorsunuz? ”gibi sözler ediyorlar.
Bende onlara diyorum ki: ”Şimdiye kadar kaç cinciye gittin?”. İçlerinde üç beş taneden tutunda elli altmış cinciye gittiğini söyleyenler var. On,on beş,yirmi yıl cinci kapılarında gezenleri de gördük, sonuç sıfır. Onlara o zaman soruyorum ; ”Sen bu kadar cinciye ,bu kadar yıl devam ettin, onlar cinlerini toplayıp seni neden iyi edemediler ki bana geldin? Bu sorumada cevap veremiyorlar.
Ruhsal sıkıntısı olanlar bu cincilere gitti mi, kişi hakkında bedenindeki cinler aracılığı ile yaşantıları hakkında bilgi verirler, hayrete düşürüp, kendilerine inandırırlar. Geçmişi veya o andaki hayatı ile ilgili bilgiyi alan şahıs ”ilim sahibi,önemli bir şahsiyete başvurduğunu zanneder.
”Böyle düşünüldü mü, artık tuzağa düşülmüştür. Size bilgileri veren cincinin bedenindeki cinlerdir. Sizin bedeninizdeki cinlerde aynı bilgileri verebilir. Burada hayret edilecek bir şey yoktur. Bilgiyi verir ama sizi asla kurtaramaz. İnsanları avuçlarının içine aldıkları zamanda, akıl almaz ve dinimize tamamem aykırı olan haram yöntemleri uygularlar.
Cinin veya büyünün ortadan kalkması için; muska yazmak, hastanın belinde süpürge sopası kırmak (vurarak değil) dört yol ortasına besmelesiz hayvan kestirip koydurmak. Pis ve kirli sular içirmek, yedi çeşmeden su aldırıp içirmek, Karanlık bir odada oturtmak, belli bir süre banyo yaptırmamak, kaplumbağa kanı içirmek, vefk, tılsım veya ne olduğu belli olmayan yazılar yazmak vb. daha yüzlerce şeytani işler uygularlar. Biraz muska üzerinde durmak istiyorum. Halkımız muskaya o kadar inanmış ki , ruhsal sıkıntısı olan hemen, muska yazan birini arar. Toplumumuzda artık adet haline gelmiş. Şuna inanınız ki, muska, vefk, tılsım ve üfürükçülüğün kesinlikle cin ve büyü tedavisinde etkisi olmaz. Bunların yazdığı muskanın içine açıp baksanız, tamamen uydurma hiçbir anlamı olmayan karalamalar olduğunu görürsünüz. Fakat halk böyle şeylerden korktuğu veya çarpılırım endişesi ile açıp içine bakamaz. Böyle çok muskayı hasta ve yakınları yanında açtım, onlara gösterdim. İçi anlamsız karalamalardan ibaretti. Biraz akıllı düşünelim; İnsan muska takacağına, küçük ebatlı bir Kur’an’ı Kerim’i üzerinde taşısa daha iyi olmaz mı? Hasta aylarca iyi olacağım diye bekler durur. Maalesef şifa bulamaz.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntıyı da açıklamak istiyorum. Bu cincilerin çoğu büyü de yaparlar. Kesinlikle onlara, fotoğrafınızı, teninize değmiş iç çamaşırınızı ve size ait bir nesneyi vermeyin. Çünkü kendine iyi olmak için gelen hastaya büyü de yaparlar. Böyle durumlara da çok rastladım. Tedavinin, resimle, çamaşırla veya herhangi bir maddeyle ilgisi yoktur.
Cincilerin yüzlerine bakın, çoğunun rengi kara sarıdır. Bu onların bedeninde cin olduğunu gösterir. Bunlar, kandırmak için sessizce okuma yaparlar. Çoğu Kur’an okumayı bilmezler. Aralarında okur yazar olmayanlar bile var. Genellikle cinciler gidildikten sonra, insanda geçici bir rahatlama olur.
Cincinin bedenindeki cinlerle, hastanın bedenindeki cinler aralarında anlaşırlar, hastayı rahat bırakırlar. Siz bunun farkında olmazsınız. Rahatsız olan oradan ayrıldıktan bir süre sonra hastaliğı daha da artar. Bazıları ise okuma yaparlar, fakat kısa bir süre sonra uzun uzun esnerler, gözlerinden yaşlar akar ve sıkıntıdan bayılanlar bile olur. Bu durum cincinin cinlere gücünün yetmediği anlamındadır. İslami yönden geçerli olmayan bir yöntemdir ve asla tedavi edemezler.
Hastaları iyi edici beceri ve bilgileri olmadığı için; bu kişiler, yıldızname, rüya tabiri, çeşitli türlerde fal bakma, numaraloji, bilmem ne loji gibi şeylerle ilgilenirler, halkımızda ne yazık ki böyle şeylere inanır.
Cinler aracılığı ile tedavi yönteminde, bunlardan daha tehlikeli bir usul vardır. Cinleri cinlere öldürtmek. Cincinin bedeninde cinler vardır, aynı zamanda dışarıdaki bazı cinlerle de irtibatlıdır. Bunlar genellikle Müslüman olmayan cinlerdir.Hasta cinciye getirilir,dışarıdaki bu cinleri hastanın bedenine sokar, eğer bu cinlerin gücü yeterse,hastanın cinlerini öldürür.Güçleri yetmezse bir şey yapamazlar.Bu durum; islami açıdan kabul edilmez. Çünkü bir nevi yargısız infazdır. Belki cin Müslüman olacak, belki çıkacak, bunu önceden bilmemiz mümkün değildir.Bazı alimler cinler ile irtibata girip vücuttan çıkacağına veya müslüman edeceğine inanır asla burda yine asılları savunuyorum kafir cinler asla müslüman olmazlar, onlar ile hiç bir anlaşılmaya girilmez ilerde hastaya daha kuvvetli saldırıp ölümünü veya delirmesini sağlar.sakaleyn arapoğlu olarak diyorum ki; cinli hastalar çok dikkat etmelidir.
Yaptığımız operasyonlarda sayısını bilemediğim kadar, gayri Müslim cini Allah’ın izniyle Müslüman yaptım. Bazı iyi cinlerde büyücünün etki ve korkusuyla bedene girmektedir.Onlarla konuştuğunuzda hemen hastadan çıkmaktalar. Eğer öldürtme yöntemini uygularsanız; Öldürülen cinlerin yakınları hastanın peşini bırakmaz, hatta hastanın yakınlarına bile saldırabilir. Cincinin cinlerinin gücü yetmezse hasta yine iyi olamayacaktır. Fakat, bizim yaptığımız Kur’an’la tedavi yönteminde; cinlerle iletişime geçilip onlarla konuşulmakta, ikna edilmeye çalışılmakta, Müslüman olmaya davet edilmekte, her şey denendikten sonra bedenden çıkmazlarsa, ayet-i kerime okunarak yakılmaktalar. Her şey İslami şartlara uygundur.Kur’an’a karşı hiçbir cinin ve şeytanın karşı koyması mümkün değildir. Bir kere de olmazsa birkaç okumada ne kadar kuvvetli olursa olsunlar, çaresiz kalıp teslim olacaklar veya yanacaklardır. Bundan dolayı ölen cinin yakınları kimseye zarar veremez.
 YILDIZNAME İLE TEDAVİ : Halkımız arasında yıldızname o kadar meşhur olmuş ki, bazı insanlar yıldıznameme bakar mısın? Diye soruyorlar. Benim yıldızname ile bir ilgim yoktur.Yıldızname, İslam öncesi devirlerde yaşayıp yıldızlara tapan bir kavimden, günümüze kadar gelmiş, İslamla hiçbir ilgisi olmayan batıl bir yöntemdir. Ve o zamanda büyücülük de ileri safhadaydı. Daha sonraki zamanlarda sanki islami bir usulmüş gibi gösterildi. Bu konu hakkında, sadece para kazanmak amacıyla uydurma kitaplar yazıldı. İnsanlarda bunlara inandı. Üstelik önemli din alimlerinin isimleri bile kullanıldı, inandırıcı olsun diye. Peygamber efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) hiçbir hadisinde, İslam alimlerinin kitaplarında yıldıznameden iyi bahsedilmez.
Bu yöntemle sözde hoca, önce hastanın ve annesinin adını öğrenir, ebced hesabı ile toplar, bir takım kendine göre hesaplamalarla hastalığı veya kişinin sıkıntısını söyler. (Ebced hesabının da dinimizle ilgisi yoktur. Bu hesabı “Fadlullah Hurufi isminde bir şahıs icad etmiştir. Sonra bu kişi kendini peygamber bir rivayete göre tanrı olduğunu yaymaya başlamış. Bunun üzerine Timur Han’ın oğlu Mirah Şah bu zatı sapık fikirleri nedeniyle öldürmüştür.) Bu işin de özü kökü falcılıktır. Aklen ve islami açıdan yanlıştır. Çünkü anne adı ile kendi adı aynı olan bir çok insan var.Bunların aynı hastalığa yakalanması mümkün değildir.
Yıldıznameyi incelediğinizde bunun bir nevi büyü kitabı olduğu anlaşılır. Bu kitaptan gelecek hakkında da kehanette bulunurlar. Geleceği Yüce Allah’u Teala’dan başka kimse bilemez.
Yıldıznameye bakanlarında hemen tamamı cinler tarafından çarpılmış kişilerdir. Aslında bedenlerindeki cinler ne söylüyorsa insanlara bu sözleri aktarıyorlar. Yani bir kısmı bu kitabı aksesuar olarak kullanıyor.
CİMLER ARACILIĞI İLE TEDAVİ OLURMU
Halk arasında cinci dediğimiz kişilerin yöntemidir. Bu usulle çalışanların hemen tamamı, kendi iradelerinin dışında cinler tarafından çarpılmışlardır. Yani bedenlerinde cin olup, onlarda hastadır.
Benim tanıdığım bir çok cinci, bu cinlerle arkadaş olduktan sonra büyük bunalımlar geçirmişler, cinler onların iradelerini aldıktan sonra sözüm ona insan tedavi etmeye başlamışlar. Önemli bir kısmı da hala sıkıntı ve bunalım içindedir. Fakat başkalarına mümkün olduğu kadar fark ettirmemeye çalışırlar. İçlerinde her ay psikolojik tedavi seanslarına bile gidenleri biliyorum. Ne yazık ki, ruhsal rahatsızlığa yakalanan vatandaşlarımız, kendisi cinli olan bir kişiden şifa ve medet ummaktadırlar.
Cincinin ilmi olsa önce kendini tedavi eder. O sıkıntıları yaşamaz. Halkımız hala cin ve büyü tedavisinin cinci tarafından yapıldığına inanır. Bana gelen bazı kişiler, ”hocam cinleri neden çağırıp onlara sormuyorsunuz? ”gibi sözler ediyorlar.
Bende onlara diyorum ki: ”Şimdiye kadar kaç cinciye gittin?”. İçlerinde üç beş taneden tutunda elli altmış cinciye gittiğini söyleyenler var. On,on beş,yirmi yıl cinci kapılarında gezenleri de gördük, sonuç sıfır. Onlara o zaman soruyorum ; ”Sen bu kadar cinciye ,bu kadar yıl devam ettin, onlar cinlerini toplayıp seni neden iyi edemediler ki bana geldin? Bu sorumada cevap veremiyorlar.
Ruhsal sıkıntısı olanlar bu cincilere gitti mi, kişi hakkında bedenindeki cinler aracılığı ile yaşantıları hakkında bilgi verirler, hayrete düşürüp, kendilerine inandırırlar. Geçmişi veya o andaki hayatı ile ilgili bilgiyi alan şahıs ”ilim sahibi,önemli bir şahsiyete başvurduğunu zanneder.
”Böyle düşünüldü mü, artık tuzağa düşülmüştür. Size bilgileri veren cincinin bedenindeki cinlerdir. Sizin bedeninizdeki cinlerde aynı bilgileri verebilir. Burada hayret edilecek bir şey yoktur. Bilgiyi verir ama sizi asla kurtaramaz. İnsanları avuçlarının içine aldıkları zamanda, akıl almaz ve dinimize tamamem aykırı olan haram yöntemleri uygularlar.
Cinin veya büyünün ortadan kalkması için; muska yazmak, hastanın belinde süpürge sopası kırmak (vurarak değil) dört yol ortasına besmelesiz hayvan kestirip koydurmak. Pis ve kirli sular içirmek, yedi çeşmeden su aldırıp içirmek, Karanlık bir odada oturtmak, belli bir süre banyo yaptırmamak, kaplumbağa kanı içirmek, vefk, tılsım veya ne olduğu belli olmayan yazılar yazmak vb. daha yüzlerce şeytani işler uygularlar. Biraz muska üzerinde durmak istiyorum. Halkımız muskaya o kadar inanmış ki , ruhsal sıkıntısı olan hemen, muska yazan birini arar. Toplumumuzda artık adet haline gelmiş. Şuna inanınız ki, muska, vefk, tılsım ve üfürükçülüğün kesinlikle cin ve büyü tedavisinde etkisi olmaz. Bunların yazdığı muskanın içine açıp baksanız, tamamen uydurma hiçbir anlamı olmayan karalamalar olduğunu görürsünüz. Fakat halk böyle şeylerden korktuğu veya çarpılırım endişesi ile açıp içine bakamaz. Böyle çok muskayı hasta ve yakınları yanında açtım, onlara gösterdim. İçi anlamsız karalamalardan ibaretti. Biraz akıllı düşünelim; İnsan muska takacağına, küçük ebatlı bir Kur’an’ı Kerim’i üzerinde taşısa daha iyi olmaz mı? Hasta aylarca iyi olacağım diye bekler durur. Maalesef şifa bulamaz.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntıyı da açıklamak istiyorum. Bu cincilerin çoğu büyü de yaparlar. Kesinlikle onlara, fotoğrafınızı, teninize değmiş iç çamaşırınızı ve size ait bir nesneyi vermeyin. Çünkü kendine iyi olmak için gelen hastaya büyü de yaparlar. Böyle durumlara da çok rastladım. Tedavinin, resimle, çamaşırla veya herhangi bir maddeyle ilgisi yoktur.
Cincilerin yüzlerine bakın, çoğunun rengi kara sarıdır. Bu onların bedeninde cin olduğunu gösterir. Bunlar, kandırmak için sessizce okuma yaparlar. Çoğu Kur’an okumayı bilmezler. Aralarında okur yazar olmayanlar bile var. Genellikle cinciler gidildikten sonra, insanda geçici bir rahatlama olur.
Cincinin bedenindeki cinlerle, hastanın bedenindeki cinler aralarında anlaşırlar, hastayı rahat bırakırlar. Siz bunun farkında olmazsınız. Rahatsız olan oradan ayrıldıktan bir süre sonra hastaliğı daha da artar. Bazıları ise okuma yaparlar, fakat kısa bir süre sonra uzun uzun esnerler, gözlerinden yaşlar akar ve sıkıntıdan bayılanlar bile olur. Bu durum cincinin cinlere gücünün yetmediği anlamındadır. İslami yönden geçerli olmayan bir yöntemdir ve asla tedavi edemezler.
Hastaları iyi edici beceri ve bilgileri olmadığı için; bu kişiler, yıldızname, rüya tabiri, çeşitli türlerde fal bakma, numaraloji, bilmem ne loji gibi şeylerle ilgilenirler, halkımızda ne yazık ki böyle şeylere inanır.
Cinler aracılığı ile tedavi yönteminde, bunlardan daha tehlikeli bir usul vardır. Cinleri cinlere öldürtmek. Cincinin bedeninde cinler vardır, aynı zamanda dışarıdaki bazı cinlerle de irtibatlıdır. Bunlar genellikle Müslüman olmayan cinlerdir.Hasta cinciye getirilir,dışarıdaki bu cinleri hastanın bedenine sokar, eğer bu cinlerin gücü yeterse,hastanın cinlerini öldürür.Güçleri yetmezse bir şey yapamazlar.Bu durum; islami açıdan kabul edilmez. Çünkü bir nevi yargısız infazdır. Belki cin Müslüman olacak, belki çıkacak, bunu önceden bilmemiz mümkün değildir.
Yaptığımız operasyonlarda sayısını bilemediğim kadar, gayri Müslim cini Allah’ın izniyle Müslüman yaptım. Bazı iyi cinlerde büyücünün etki ve korkusuyla bedene girmektedir.Onlarla konuştuğunuzda hemen hastadan çıkmaktalar. Eğer öldürtme yöntemini uygularsanız; Öldürülen cinlerin yakınları hastanın peşini bırakmaz, hatta hastanın yakınlarına bile saldırabilir. Cincinin cinlerinin gücü yetmezse hasta yine iyi olamayacaktır. Fakat, bizim yaptığımız Kur’an’la tedavi yönteminde; cinlerle iletişime geçilip onlarla konuşulmakta, ikna edilmeye çalışılmakta, Müslüman olmaya davet edilmekte, her şey denendikten sonra bedenden çıkmazlarsa, ayet-i kerime okunarak yakılmaktalar. Her şey İslami şartlara uygundur.Kur’an’a karşı hiçbir cinin ve şeytanın karşı koyması mümkün değildir. Bir kere de olmazsa birkaç okumada ne kadar kuvvetli olursa olsunlar, çaresiz kalıp teslim olacaklar veya yanacaklardır. Bundan dolayı ölen cinin yakınları kimseye zarar veremez.
YILDIZNAME İLE TEDAVİ : Halkımız arasında yıldızname o kadar meşhur olmuş ki, bazı insanlar yıldıznameme bakar mısın? Diye soruyorlar. Benim yıldızname ile bir ilgim yoktur.Yıldızname, İslam öncesi devirlerde yaşayıp yıldızlara tapan bir kavimden, günümüze kadar gelmiş, İslamla hiçbir ilgisi olmayan batıl bir yöntemdir. Ve o zamanda büyücülük de ileri safhadaydı. Daha sonraki zamanlarda sanki islami bir usulmüş gibi gösterildi. Bu konu hakkında, sadece para kazanmak amacıyla uydurma kitaplar yazıldı. İnsanlarda bunlara inandı. Üstelik önemli din alimlerinin isimleri bile kullanıldı, inandırıcı olsun diye. Peygamber efendimizin (sallallahu aleyhi vesellem) hiçbir hadisinde, İslam alimlerinin kitaplarında yıldıznameden iyi bahsedilmez.
Bu yöntemle sözde hoca, önce hastanın ve annesinin adını öğrenir, ebced hesabı ile toplar, bir takım kendine göre hesaplamalarla hastalığı veya kişinin sıkıntısını söyler. (Ebced hesabının da dinimizle ilgisi yoktur. Bu hesabı “Fadlullah Hurufi isminde bir şahıs icad etmiştir. Sonra bu kişi kendini peygamber bir rivayete göre tanrı olduğunu yaymaya başlamış. Bunun üzerine Timur Han’ın oğlu Mirah Şah bu zatı sapık fikirleri nedeniyle öldürmüştür.) Bu işin de özü kökü falcılıktır. Aklen ve islami açıdan yanlıştır. Çünkü anne adı ile kendi adı aynı olan bir çok insan var.Bunların aynı hastalığa yakalanması mümkün değildir.
Yıldıznameyi incelediğinizde bunun bir nevi büyü kitabı olduğu anlaşılır. Bu kitaptan gelecek hakkında da kehanette bulunurlar. Geleceği Yüce Allah’u Teala’dan başka kimse bilemez.
Yıldıznameye bakanlarında hemen tamamı cinler tarafından çarpılmış kişilerdir. Aslında bedenlerindeki cinler ne söylüyorsa insanlara bu sözleri aktarıyorlar. Yani bir kısmı bu kitabı aksesuar olarak kullanıyor.
CİNLERLE İRTİBAT KURULURMU
 
“Cinler… Birlikte yaşadığımız, aynı mekanları paylaştığımız belki de yediğimiz içtiğimiz aynı olan esrarengiz mahluklar. Varlığı Kuran-ı Kerim ve hadis-i şeriflere göre tartışma götürmez bir şekilde kesin olan cinlerin insanlarla münasebetleri ve mahiyetleri konusunda ise bir ittifak söz konusu değildir.” (AKSİYON 24-30 Haziran 1995, Sh. 24)
“Sanıldığının aksine, Kuran’da -aynen ruh, melek, şeytan, öte alem konularında olduğu gibi- cinlerle ilgili konuda da yeterince açıklayıcı bir bilgi yoktur. Genellikle aynı tanımlamaların tekrarı yapılmıştır.” (Anadolu İnançlarında Cinler ve Cincilik, Haluk Akçam, 22 Mayıs 1996)
Yukarıda okuduğunuz iki farklı cümle, Cinler konusunda Türkiye’deki iki farklı ana düşüncenin minimize edilmiş şeklidir. Bir taraf cinlerin varlığına kesin olarak inanır, Kuran’dan ve hadislerden örnek verir, diğer taraf ise bu örneklerin sahih, Kuran tefsirlerinin de doğru olmadığını, dolayısıyla cinlerin varolmadığını iddia eder.
İkinci kısımdakiler, yani cinlerin varolmadığını söyleyenler, spiritüalist düşünceye yakın kimseler ve psikiyatristler. Esasen de bu ayrılığa sebep, spiritüalist düşüncenin ta kendisidir. Çünkü spiritüalist çevrelerce en çok eleştirilen bir kimse var ki, bu kişi spiritüalistlerin cinlerin etkisine girmiş kimseler, seanslara gelen varlıkların da ruh değil cin olduğunu iddia eden Ahmet Hulusi’dir.
Bir taraf cinlerin kesin kez varolduğunu, diğer taraf da olmadığını iddia ediyor. Sizler burada birinci olan okuyacaksınız. Yani dosyamızı ‘cinlerin varolduğu’ inancını temel edinerek kurgulayacağız. Arada spiritüalistlerin eleştiri ve yorumlarını da bulacaksınız fakat bu konu esaslı olarak Spiritüalizm başlığı altında incelenecek.
DOĞU’DA YAZILMIŞ ESERLER
Doğu gizem literatüründe cinleri konu edinen pek çok eser yazılmış, pekçok fikir üretilmiştir. Eserlerden en meşhur olanları Kazvini’nin Acaib Al Mavcudat ve Garaib Al Mevcudat, Damiri’nin Hayat Al Hayvan, İmam Şibli’nin Cinlerin Esrarı, Firdevsi Rumi’nin Daawatname, Seyyid Süleyman El Hüseyni’nin Kenz-ül Havas, Ahmet El Buni’nin Şems-ül Maarif, Ahmad Musa Al Zarkavi’nin Mafatih Al Gayb; ülkemizde ise Mustafa Ertuğrul’un Dua Hazinesi, Ahmet Hulusi’nin Din Bilim Işığında Ruh-İnsan-Cin, Doç.Dr.Ali Osman Ateş’in Kuran ve Hadislere Göre Cinler-Büyü, Süleyman Ateş’in İnsan-İnsanüstü;Ruh-Melek-Cin-İnsan, Naci ve Nedret Çelik’in Cinler ve Hz.Adem Yanılgısı, Doğan Mirzaoğlu’nun Cinler isimli eserleridir. Bu eserlerin hepsinde cinler konusu ayrıntılı olarak yer bulmuş ve tartışılmıştır.
KURAN’A GÖRE CİNLERİN VARLIĞI TARTIŞILMAZ!
Doğu-İslam kaynaklı eserler cinlerin varlığını Kuran-ı Kerim’e ve peygamberin hadislerine dayandırır. Kuran-ı Kerim’de birçok ayette cinlerin adı açıkça geçmektedir ve onlara özel bir “Cin Suresi” de bulunmaktadır. Zariyat Suresi’nin 56. ayeti “Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım” şeklindedir. Bu ayette, iki farklı cinsten söz edildiği su götürmez şekilde ortada. Kuran’daki acık ifadeler bununla sınırlı değil; Cin Suresi’nin 1. ayeti “Ey Muhammed de ki; Cinlerden bir topluluğun Kuran dinlediği bana vahyolundu.” şeklindedir. Aynı surenin 6. ayeti, “Gerçekten bir takım insanlar cinlerden bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını arttırırlardı” şeklindedir. Bir başka net ifade de Hicr Suresi’nin 27.ayetinde görülür; “Cinleri de daha önce dumansız ateşten yarattık.” Aynı paralelde Rahman Suresi’nin 15. ayeti de “Cinleri yalın bir ateşten yaratmıştır” şeklindedir. Bu ifadeler, Kuran tefsircileri tarafından yapılan çevirilerde hep aynıdır. Kur an-ı Kerim’i kutsal kitap olarak kabul eden bir kimsenin bu ifadelere muhalif olması düşünülemez. Kaldı ki peygamberin hadisleri de bu ifadelerle paralellik arz etmektedir.
FAKAT POZİTİF BİLİM’E GÖRE BU BİR SAÇMALIK!
Buraya kadar anlatılanlar, dinsel açıdan tartışma götürmez bir şekilde gerçek, fakat materyalist olmak zorunda olan pozitif bilim açısından saçmalıktır. Çünkü pozitif bilim, hadiseleri fizik boyuta indirgeyerek, fiziki boyutu olmayan hadiseleri metafizik, fizikötesi gibi şaşalı sıfatlar yakıştırıp elinin tersiyle bir kenara itmeye pek meraklıdır. İşin aslına bakarsanız bu muamele daha büyük bir saçmalıktır!
Bizlerin (yani insanların) dışında bir canlı türüne inanmak için psikopat olmak gerekmiyor. Başımızı kaldırıp gökyüzüne baktığımızda alabildiğine bir boşluk görürüz ve muhtemelen aklımıza “Evrende yalnız mıyız?” sorusu gelir. Bu boşluk içerisinde bizler tek tür varlık olarak gelmiş olabilir miyiz? Başka bir canlı türü neden olmasın ya da olamasın? Neden başka varlıkların olduğu inancına sahip kimselere psikolojik vakıa olarak bakalım? Böyle bir yaklaşım psikopatça bir yaklaşım değil de nedir?
PEKİ ASIL SAÇMALIK NE?
Pozitif bilime göre cin-ifrit edebiyatı ile açıklanmak istenen olaylar tamamen psikolojik rahatsızlıklardan kaynaklanmaktadır. Nöroloji ve psikiyatri açısından olay tamamen idrak yanılmalarından ibarettir. Zaten tıp biliminde, insanı etkilediği varsayılan tabiatüstü bir varlık grubundan söz eden ekol de yoktur. İdrak yanılmaları, trigeminel nevralji, epilepsi vakaları, paroksimal rahatsızlıklar, obsesyonel nevrozlar, obsessif-kompulsif bozukluk vs vs… Pozitif bilimin, “cin-ifrit edebiyatı” olarak adlandırdığı bu olgu karşısında geliştirdiği tedavi yöntemleri ve isimlendirmeler… Fakat uygulamaya bakıldığında bilimsel açıdan fakir ülkemizde literatürü takip eden ve yeni araştırmalara girişenlerin sayısı yok denecek kadar azdır. Onun içindir ki psikiyatri de obsesyonların yanı sıra posesyon denen vakıa bahsedilmesinden bile hoşlanılmayan bir olgu olarak zikredilir. Sadece C.G.Jung’un (1875-1961) ilgi gösterdiği ve takipçilerinin el atmaya bir türlü cesaret edemediği Posesyon, bir başka bedensiz varlığın etkisi altına girmek olarak bilinir. Uygulamada posesyon teşhisi koyabilmek için (Her ne kadar bu teşhisi koyacak adam gibi adam yoksa da) konversiyon, dissosyetif bozukluk, epilepsi safhası, defans mekanizması, kişilik bozukluğu gibi ayırdedici teşhislerin sonuç vermemesi gerekir ki bu aşamalarda zaten kesin(!) sonuç alınmaktadır.
BİR PROFESÖRÜN ACI İTİRAFI!
24-30 Haziran 1995 tarihinde Cinler konusunu kapak yapan AKSİYON Dergisi’nde (O zaman Doçent olan) Prof.Dr.Kerem Doksat aynen şunları söylüyor; “Pozitif bilimle uğraşan bir bilim adamı olarak cinlerle ilgili spekülasyonların içine girmem. Ben hastanın beyninde ne oluyor, bunların psikolojik mekanizmaları neler, bu hastalara nasıl yardımcı olurum bununla uğraşırım… Bize gelen insanların büyük çoğunluğu akıl hastası. Ancak az sayıda vakada böyle bir hezeyan ve yanlış inanç yokken benzeri şeylerin olduğunu görüyoruz. O zaman içim cız ediyor! Çünkü rahmetli babam Recep Doksat’ın da olmasını çok istediği, bilimsel bir epistemoloji ile çalışan bir parapsikoloji enstitüsü ya da kürsüsünün hala olmamasına içim sızlıyor. Çünkü bu tip konularla parapsikoloji uğraşır.”
Ülkemizdeki büyük eksiğin ne olduğunu ve cinlerle ilgili, pozitif bilim-dinsel düşünce arasındaki kavganın nereden kaynaklandığını anlatabilmişimdir umarım…
CİNLER NEDİR, NE DEĞİLDİR?
Şimdi, Kuran-ı Kerim’e göre varlığı tartışma götürmez, ancak pozitif bilime göre saçmalık olan Cinlerin ne olduğu ne olmadığı konusuna tekrar dönelim;
Cinlerin ne olduğu ne olmadığı hususunda bilgi alınabilecek en yetkili kişi kim olabilir? Kur’an-ı Kerim’e göre cinlerin varlığı tartışma götürmez ama ille de “bilimsel çalışma” diye bu konuyu bilimin sınırları dışına itebilecek olanları da düşünerek, “Cinler” konusuna bir bilim adamının araştırmasıyla devam ediyorum.
5 Ekim 1996 tarihli Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan bir röportajdan yola çıkıyoruz. Röportajın kahramanı Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr.Ali Ataç… Cinler konusunda Master tezi hazırlayan ve arkadaşlarının “Cin Doktoru” lakabıyla andığı Ataç, cinlerin varlığı konusunda şüphe taşımıyor.
KOMPLEKSLİ YARATIKLAR
Cinlerin varlığını pek çok insanla konuşarak, çeşitli vakaları takip ederek ortaya çıkardığını ifade eden Ataç, cinlerin Kur’an-ı Kerim’deki yerini, ruh ve cin arasındaki farkı, insanlarla ilişkilerini, bu ilişkinin sınırlarını, cinlerin yaşamını incelemiş. Sonuç şu; “Üstün ruh, aşağı ruh, cin… Nasıl adlandırırsak adlandıralım, onlar ateşten yaratıldı. Şekilleri saydam. İnsan gibi akıl ve irade sahibi onlar da. Ve maalesef yeryüzünde yaşıyorlar! Kur’an-ı Kerim’deki Cin Suresi ve 35′i aşkın ayete göre cinler insana itaat etmek zorunda! Bu yüzden kompleksli yaratıklar.”
IŞIK HIZIYLA HAREKET EDİYORLAR
Ataç’a göre cinler ışık hızıyla hareket edebiliyor, gökyüzüne bile çıkabiliyor. En üstün cin olan Şeytan, Allah’a başkaldırdığı için cezalandırıldı. Cinler insandan önce yaratıldı. Hz.Muhammed döneminde yaşayan cinler bugün hala hayatta. Ömürleri 1000-1500 yıl arasında değişebiliyor.
İnsanlarla aralarındaki tek fark, onlar bizi görüyor, inceliyor, oysa biz onları göremiyoruz. Bu yüzden Aristo’nun, Kristof Kolomb’un ya da Nazım Hikmet’in ruhuyla konuştuğunu öne sürenler, hummalı ruh çağırma seansları düzenleyenler Ataç’a göre kendilerini aldatıyor. Çünkü cinler bize küçük bir oyun oynuyor ve bir kişinin ruhu adı altında seanslara bambaşka bir boyutta yaşayan cinler katılıyor.
İNSANDAN ÜSTÜN YARATIKLAR DEĞİL
Peki ne yer, ne içer bu yaratıklar? Nasıl yaşarlar, dinleri, hobileri, zevkleri var mıdır? Dr.Ataç, araştırmalarına göre cinler toplu halde, insanların yaşamadıkları tenha yerlerde, dere kenarlarında, mezarlıklarda ve çöplüklerde yaşıyorlar, insanların yemek artıklarıyla besleniyorlar. Ataç, cinlerin insandan güçlü, üstün özelliklere sahip, korkulması gereken bir varlık olarak görülmesini doğru bulmuyor. “Çünkü bu alemde en üstün varlık insandır.”
Yine Ataç’a göre cinlerin ilim üretme, medeniyet kurma gibi yetenekleri yok. Kapasiteleri, zekaları ve bilgi seviyeleri 12 yaşındaki bir çocuğunki kadar.
ONLARLA İLETİŞİM KURMAK KOLAY
Dr.Ali Ataç, “Cinlerle iletişim kurmak için medyumlara ihtiyaç yok” diyor. Dileyen herkes cinlerle kolayca temasa geçebilir. Ancak cinler geçmişten gelen yaratıklar olarak bugün de yaşıyorlar. Dolayısıyla gelecekten haber veremezler. “Medyum Memiş hem ‘Gaybden bilgi veremem’ diyor, hem de ‘Bu sene Fenerbahçe şampiyon olacak’ diyor. Bu ancak onun yorumudur. Cinlerine dayanarak gelecekle ilgili hiçbir kehanette bulunamaz, hiçbir haber veremez” diyor Ataç.
Cinlerle iletişim kurmak konusunda Fethullah Gülen’in “İnancın Gölgesinde” adlı eserinde geniş bilgi bulunuyor. Ona göre “Bazı insanların ruhları cinlerle temasa müsaittir, çabuk trans haline geçebilir, çabuk bizim buudlarımızın dışına çıkabilir ve onların alemi, onların buudları, onların dilleri ve haberleşmeleriyle mayalanabilirler. Bu bir fıtrat meselesidir ve bundan bir insani üstünlük manası çıkarılmamalıdır.”
Görülmeyen bu kuvvetlerin tabi oldukları belli prensipler vardır. Dolayısıyla insan her arzu ettiği yerde cinlere iş yaptıramaz, ama kolayca onlarla bağlantıya geçebilir. Kişi birtakım kelimeleri ve isimleri, sırlı kilitleri açar gibi kullanarak cinlerle temasa geçebilir. Ama cinlerden kolay kolay istifade edemez.
Günümüzde bazı insanlar birtakım kelimeleri birer kod, birer telefon numarası gibi kullanarak ve belirli sayıda tekrarlayarak onlarla irtibat kurmakta, fakat genelde zararlı çıkan da insanoğlu olmaktadır. Çünkü bu seansların, eskilerin -el verme- dediği yöntemle, yani bilen kişilerle yapılması gerekir. Her iki varlık da ayrı boyutlarda yaşamaktadır. Temas kurmaya karar verdiğinizde enerjiniz onları karşılamaya yetmeyebilir ya da onları negatif etkileyebilir. Bu durumda da ipler onların eline geçer ve psikiyatrların possesyon dediği -belki de demekte zorlandığı- durum ortaya çıkar. Yani bedensiz bir varlık sizi yönetmeye başlar.
Birtakım yolları ve usulleri olmakla beraber cinlerle irtibat kurmak bir rehber eşliğinde yapılmalı ve rehberiniz işinin ehli olmalıdır. Usul, prensip ve rehber olmazsa hata yapıp paçayı kaptırmak, meczup yaftasını sırtınızda görmek de var işin ucunda…
Cinler ile İletisim Kurmak
Cinler alemi ile iletisim kurma istegi çok eski ilkel insanlara kadar dayanir. Bunun asil nedeni iletisim kurmak isteyenin yalnizca insanlar olmamasi aksine cinlerin de bunu yapmayi fazlasiyla istemeleridir.
Aramizda bulunan boyut farki nedeniyle ne biz onlari görebiliriz ne de onlar bizi ancak cinler bazi “boyut kapilari”ni kullanarak bizim boyutumuza kisa süreli geçisler yapabilirler. Tabi bunu da tüm cinler yapamaz, insanlarla iletisim kurabilme becerisine ve bunu yapmak için gerekli teorik bilgiye ihtiyaçlari vardir.
Dünya’nin her yerinde sayisiz boyut kapisi bulunmaktadir. Bu boyut kapilarindan geçen cinler yine de her insanla görüsemezler.

Alttaki Linke Tıklayarak Rukiye Ve Cinlerden Koru